Tag Archives: Secret

Secret’a Giden Yol

Lise yıllarında aram çok iyiydi Hayat Amca ile. Üniversite konusunda çok cömert davranmıştı bana nitekim. Çok istediğim İTÜ’yü getirmişti süslü paketlerle. Ben de o paketlerin albenisi ile  vuruldum kendisine. Ah dedim, hem de Matematik Mühendisliği, çok istediğimdi. Şuursuzca ve aslında öylesine. Üniversitede ilk vizede tökezleyince, kayboldu Hayat Amca iyiden iyiye. İki üniversite bitirircesine devirdiğim yıllar boyunca hep ümitsiz, hep memnuniyetsizdim alabildiğine.  Üstelik okulu zar zor bitirdiğimde, iki kriz geçiren ülke ile kronik işsizdim bir de. Arada bir rastladım Hayat Amca’ya bu evrede, yorgun, bitkin, kamburlaşmış sırtı ile pek yakınlaşmak istemedi benimle. Ben de aldırmadım kendisine.

Hiçbir şeyin yolunda gitmediği o günlerde, her olumsuzluğu yordum talihsizliğime. İçerledim Hayat Amca’ya, niye bana sürprizler yapmıyor, niye bana başkalarına davrandığı gibi cömert davranmıyor, diye. Derken bir ışık yandı beynimde. Dur!-, dedim kendi kendime, Dünya suçlu değil, hayat hiç değil, hiçkimse suçlu değil, suç da yok suçlu da hatta, ama aramak istersen illa, dön bak kendine, yüzünü çevir ta içine… derinliklerine!-  Şahit oldum doğduğuna karanlığın kendi içimde, şahit oldum benim ümitsizliğimle ve pesimistliğimle pekiştiğine, katmerlendiğine. Ve katmerlendikçe daha da dibe çekildiğime. Dibe çekildikçe herşeyin daha da aksileştiğine, ters gittiğine.

Derken önce az ama giderek çoğalan bir ivmeyle çıkmaya başladım diplerden yüzeye. “Güzel bakan güzel görür, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.”  ilk işaret fişeğini yakmıştı beynimde.  Bir zincirin ilk halkası diğerlerini sürükledi peşisıra. Mevlana çıktı karşıma derken, sanırsın kendiliğinden. Okudum, okudum, okudum günlerce. Soluk almadan, nerdeyse uyumadan. Okudukça aydınlandı içim, değiştim, yenilendim, sevdim, sevildim kendimce. “Sen düşünceden ibaretsin dostum; gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun!” ile tazelendim alabildiğine. Avare ruhum azade oldu böylece!

Önceleri ah-u vah ettim kaçırdığım senelere. Ta uzaklarda aradığım Zen öğretisine, bunalımımı katmerleyen Varoluşcu felsefeye ve daha nice akıma ve öğretiye, onlarla geçirdiğim nice günlere, gecelere,  velhasıl verdim veriştirdim kendime. Bazen gücendim; yanıbaşımdaki devasa öğretiyi görmediğime, bazen çok kızdım kulağımı tersten gösterdiğime… Derken sakinleştikçe anladım ki; yaşadığım o arbede boşuna değilmiş.  Bir yerlere ulaşmam için bir yolculukmuş sadece; bolca duraklı, bazen  oturaklı, bazen 40’la giden, bazen hızına yetişilemeyen. Ve gün oldu;  –İyi ki geçmişim o yoldan ve yolculuktan!- dedim kendime. Barıştım içimdeki karanlık gölgeyle, azad oldu ruhum böylece.
Velhasıl-ı kelam; “Ümit, kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır!” diyen Nietzsche’nin ümitsizliğinden vardım ümitvar olmanın hafifliğine.  Ümit ettikçe açıldım, açıldıkça hayat açıldı önümde; perde perde. Ümit ettikçe, güzel düşündükçe güzeli buldum önümde sereserpe. Ümit ettikçe dağıldı kara bulutlar, şaşırdım kaldım iyiliklerin ve güzelliklerin kendiliğinden bana doğru akın akın gelmesine. Ve Hayat Amca göründü tüm heybetiyle. Daha da gençleşmiş olarak dikildi önüme, güvenle. Hepsi senin diyerek bıraktı bir koca yığın paketi önüme. 
Bunları anlatırken sanılmasın ki ahkam kesmekteyim. Haşa! -Hamdım, piştim, yandım!- edepsizliğinde değilim, asla ve kat’a! Ben ki; yüzeylerde gezinen, çoğunlukla onu da şaşıran, ansızın başka yöne kayan kaypak gönlümün tesirindeyim, salınır dururum birinden diğerine. Ying-yang misalidir halim aslında; bir an bir cemre düşer karanlığımın üstüne, bir an aydınlık ümidime düşer bir gölge.  Lakin gene de ümitvar olmalı! Hep ümitvar olmalı!

İşte Secret*’a giden yolculuğum böyle başladı.

*Secret / Sır – Evrenden Torpilim Var

BilimSelim – Pozitif Düşünce Gücü

Selim olumsuz bir durumda ruhen çarçabuk düşme huyu edindi. Son bir yılda oluşmaya başlayan ve giderek artan bir ivmeyle çoğalan, süresi de uzayan bir hal bu. En küçük bir negatiflikte dakikalarca olayın etkisinden çıkmıyor ve devamlı değişik cümlelerle aynı olayı tekrar edip duruyor. Algıları ziyadesiyle açık olduğundan, ufacık bir uyaran onda büyük bir etkiye dönüşebiliyor, ardından da duygusal yanı bu olayı büyüttükçe büyütüyor. Benimse pek hazzetmediğim bir halettir bu. Buradaki bunalımsal yazılarıma aldanmasın kimse, olumsuz düşünce, olumsuz insanlar devamlı kaçtığım ve kaçmak istediklerimdir aslında. Bence bir tür veba gibi sarmalar insanı olumsuz düşünce, olduğu yerden mutlaka kaçmak gerek. Haliyle Selim’i erken yaşta bu halden çıkarmak, çıkarmaya çalışmak en büyük çabam oldu.

Selim’e sık sık tekrarladığım şeyler oldu yaşadıklarını olumlamak konusunda. Mesela iyi düşündükçe başına daha iyi şeylerin geleceğini, şikayetlenmek yerine şükrettikçe ona verilenlerin daha da artacağını, paylaştıkça elindekilerin çoğalacağını, birine iyi bir şeyler yapınca onun başına da iyi şeyler gelebileceğini, hediyeleşmenin ilişkileri güzelleştirdiğini, birine bir şey vereceksek sevdiğimiz bir şeyi vermenin daha makbul olduğunu ve bu sebeple ondan çok daha iyisinin karşısına çıkabileceğini, üstelik çok daha iyi hissedeceğini, hafifleyeceğini (eşyaya bağlılığın azalacağını, eşyanın bize sahiplik yapmasından kurtulması için ilk fişeği yakmış olmak umuduyla)  anlatmaya uğratşım hep örneklerle. Her an bu yönde telkinlerde bulundum, dikkatini hep olumluya çekmeye çalıştım. İlk bilgiyi alırken sesi çıkmadı her zamanki gibi, ancak yaşadıkça ve teori pratikle desteklendikçe, söylediklerimden ayrılmadığını farkettim. Oysa bu söylediklerimin yarısını bile  uygulayamıyordum ben, bu da Deli bir Annenin tezatıydı boğuştuğu gene. Bende mantık ön plana çıkıp kalbimi ezmeye çalışırken, O çocuk saflığıyla hemen kabule geçti söylediklerimi. Ve şaşırtıcı derecede uyguladı bu kuralları. Mesela, oyuncaklarını paylaşmayan çocuk, verdikçe sana daha iyisi verilir, üzerine hediye etmeye başladı birilerine. Bir yerde güzel bir şeyler görünce bunu kuzenlerine hediye etmek için faaliyete geçti hemen. Hatta bunu huy edindi. Oyuncağı kaybolduğunda üzülmek ve surat asmak yerine “Neyse ya, ben güzel düşüneyim, bulurum diyeyim, Allah bana buldurur.” dedi ve her seferinde buldu. Başına iyi bir şey geldikçe, kendi başına bir köşeye çekilip şükretmeye başladı, sessizce ve yalnız. “Allah’ım teşekkür ederim, meleklerine de teşekkür ederim, bugün bana kuzenlerimi yolladığın için.” yahut “Bana oyuncağı gönderdiğin için.” yahut “Bana böyle güzel bir gün geçirttiğin için.” hatta bir keresinde, “Allah’ım çok teşekkür ederim, bana bu güzel anneyi verdiğin için” gibi cümlelerle.

Geçenlerde TRTÇocuk’ta Küçük Hezarfen adlı çizgi filmi izliyordu. Hezarfen sabah olduğunda gözlerini açar açmaz “Bakalım bugün başıma neler gelecek?” dediğinde bana geldi ve “Ne kadar kötü dedi değil mi Anne?” dedi. Ben de neden böyle düşündüğünü sordum  ve  o çocuğun o cümle yerine başka ne diyebileceğini. Hiç duraksamadan; “Çünkü böyle derse kötü şeyler gelebilir başına gerçekten. En azından bugün başıma kötü şeyler gelmez deseydi.” diyerek şaşırttı beni. Selim’in akıl yürütmesi pek iyidir. Bana çekmemiştir o konuda, babasına benzer. Kuru bilgiyi alıp direkt kabullenmez, sorar, sorgular, irdeler, illa ki örneklendirir, örnekleri gün be gün arttırarak somutlaştırır iyice ve kafasına yatarsa kabullenir. Pozitif düşünme ve dua gücünde de şükürler olsun ki hiç ezilmedim. Bazen ya olmazsa, ya kaybettiğini bulamazsa, ya sevdiği şey karşısına çıkmazsa, ya beklediği şey gerçekleşmezse diye içten içe endişelensem de Allah hep yardım etti bize sahiden de. Selim’in saf inancı hatrına eminim. Benimki hep çelişki, hep gel-git yoksa. Ben çoğunlukla inanmak istiyorum, O ise safiyane bir kalple inanıyor anlattığıma, işin sırrı burda.