Tag Archives: Özgürlük

Bir Harmanım Bu Akşam

Dünden beri ‘Ani Çıkan Şarkılar & Bastırılmış Duygular’ tezimi doğrulayan bir nakarat takılı zihnime. Hiç gitmiyor, pelesenk olmuş adeta dilime. Tezimi genişleteceğim bu gidişle, zira bir sonraki günü  de başladım öngörmeye. Der ki içim; Bir Harmanım Bu Akşam* Deli Anne.
Dün akşam keyif yaptım. Haftada bir gün kendime tanıdığım bağımsızlık saati şerefine, çıktım alışverişe. Günün benim için en boğucu, en yoğun ve temposu en yüksek  saatinde, çocukları bırakıp da İlter’e, kaçtım evden delice. -Yemek yedir, alt değiştir, üst değiştir, diş fırçala, pijama giydir, tulum giydir, yatır, kaldır- rutininin kasvetini  teğet geçen bir zamanlamayla hem de.  Pek hafif, hatta nahif hisler içindeydim. Aynalara bakmadım, bakmadıkça kendimi eski günlerdeki gibi ince saydım. Seke seke, gönlümce gezdim. Sayısız şeyi denemek üzere kabinlere daldım, olmadı, bir tur, bir tur daha attım. Telaşsız! 

Arada İlter’in keyifsiz telefonu ile bölünsem de pek aldırmadım! Selim’e sıradışı kitaplar buldum, derhal aldım. Bir dakika dahi  vakit kaybetmek istemediğimden hiç oturmadım. Alışveriş merkezi kapanmak üzereyken ancak çıkmam gerektiğinin farkına vardım.
Geldiğimde çocuklar uyumuştu, eve derin bir sükunet hakimdi. Ortam oturup bir keyif kahvesi içmeye pek müsaitti. Lakin önceki günkü derin temizlik ve bu günkü kesintisiz alışveriş bütün enerjimi bitirmişti, oturduğum yerde uyuklamaya başladım. Kahvem soğudu. Bir ara yanıbaşımdaki sodaya uzandım, şişeyi tutamadım ancak sodanın büyük kısmını İlter’in laptopuna doğru uçurmayı başardım. Gidip yenisini alacak takatim olmadığından şişenin dibinde kalanla yetineyim dedim, bu kez de kalanı masaya devirdim. Uykuya direnmek için üstün bir çaba gösterdim lakin beyhude vakit kaybettim. Bloglar, gazeteler, facebook, nurturia arasında gezindim ruhsuzca. Velhasıl düşen kafaya teslim ettim bünyeyi, istemeye istemeye uyumaya yollandım.
-Bir harmanım bu akşam- şarkısını dünkü gezmeler sırasında bolca zikrettim içimden. Derin analizlere girmedim, acemi mutluluğuma verdim. Lakin şarkı peşimi bırakmadı. Bugün de boyuna dilime dolandı. Doğrusu şaşırdım. Nitekim o anki hissiyat geçince geçiverirdi benim bildiğim. Geçmedi. Israrla devam etti. Bilemedim bu durum neye alametti.
Bugünüm sevimsizdi genellikle, çocuklar aynıydı da, ben idim sevimsiz olan nedense. Tam da Kerim’in krizsel ağlamaları sırasında İlter’in ani Çeşme seyahati haberini aldım, daha da huysuzlandım. Şarkı giderek hız kazandı içimde bu vesileyle. Anladım ki bu kez önceden haberdar ediliyordum tarafından. –Bir harmanım bu akşam– bu kez mutluluğuma değil huysuzluğuma işaret etmekteydi. Ve huzursuzluğuma.
Huzursuzluğumun sebebine gelince, belki onu da yarın söyler Deli Anne.


http://video.mynet.com/hostlaricin1/fikret-kizilok-bir-harmanim-bu-aksam/726279.swf
*Fikret Kızılok-Bir Harmanım Bu Akşam

—————————————————————————————————————-
 Bu vesileyle pek çok Fikret Kızılok şarkısına daldım, çıkamamaktayım. Uyku da tutmuyor.

Ey Özgürlük!

İnsan psikolojisi ile şarkıların doğrudan ilişkisi olduğuna inanmışımdır hep. Bilinçaltına ittiğimiz gizli duygularla, dile gelen şarkılar arasındaki ilişki bahsettiğim. Sanki dışavurumu gibi bastırılmış duygularımızın şarkılar. Kendimizden bile kaçırdığımız hislerin tercümanı olup dile gelirler  bazen. Ansızın dilimize dolanır, uzunca süre söylenirler. Kimi zaman söyleyen de irkilmeye sebep olur, hayrete düşürürler, kimi zaman  da farkedilmeden usulca çekilip giderler. Üstelik tüm şarkı değildir devamlı söylenen, ruh hali ile birebir örtüşen nakarattır tekrar edilen.

Üniversite yıllarında arkadaşım Z. belirsiz bir aşka tutulmuştu. Aklı fikri  bir zamanlar kendisine çok ilgi duyan, ancak ne olduysa Z. ilgilendiğinden beri kayıtsız kalan M.’de idi. Uzunca süre konuşuldu bu konu kızlar arasında, taktikler verildi.  M.’nin ilgisini geri kazanma yöntemleri netice vermedi. Belirsizlik hali devam etti.  M. ilgili miydi, ilgisiz miydi tespit edilemedi. Z. ilerleme kaydedemedi ve konu hakkında da konuşmaktan vazgeçti. İçine çekildi ve suskunlaştı. Bir gün nasıl hissettiğini sordum, -Bilmiyorum!- deyip kısa kesti. Ve arkasını döndüğü an şu şarkıyı söyledi.
(Ah Fizy’i kapattıran zihniyeti neyleyim?)

N’olur sormasınlar bana,
N’olur söyletmesinler derdimi,
Saklarım onu ben kendime,
Yerim kendi kendimi.

Durum apaçık ortada değil miydi? İşte bu örnek –Ansızın söylenen nakaratlar& Bilinçaltına itilmiş bastırılmış duygular– ilişkisine dair hipotezimin en büyük destekcisi ve pekiştiricisi idi.

Bu hipotezimi şu sıralar örneklerle destekliyorum. Zira günlerdir Z. Livaneli’nin -Ey Özgürlük!- şarkısını söylüyorum. Daha önce rasgele söylediğim bu şarkının ehemmiyetini idrak etmiş olarak üstelik. Bir de Ahmet Kaya’nın -Hani Benim Gençliğim Nerde?- şarkısından -Bu ne Yaman Çelişki Anne- kısmı var dilimde. Bir -Ey Özgürlük-, Bir -Bu ne yaman çelişki anne- mısraları birbirleriyle paslaşıyorlar zihnimde ve dilimde. Derin psikanalizlere girmeye de hacet yok. Annelik olunca işin içinde bu iki mısranın paylaşması çok normal bence. Bir yanım her annenin hasreti olan özgürlüğü istemekte, diğer yanım çocuklarımı çok sevmem sebebiyle bu hasretten utanç duymakta ve yaman bir çelişki içine girmekte.

Bir de… Geçen gün içimde özgürlük rüzgarları esti, bir sevinç, bir heyecan içinde İlter’e dedim ki; -Beey, bloglarda bir keçe furyasıdır gidiyor, beni azad et ben gideyim bir kaç saatliğine Eminönü’ne, yoksa keçeli tüm blogları hackleyeceğim hasedimden!- Cümleyi kurarken bekarlık günlerimdeki gibi -pek hafif çantamı çapraz asarım, çizmemi ve paltomu giyer kendimi sokaklara atarım, bu kilolarla biraz abes ama papatya toplayan kız sekişiyle dolmuşa, vapura binerim, yihhu!- hayalleri içinde idim. Kelebekler uçuşuyordu içimde vesselam. Ve sandım ki hemen -A, evet canım,  devamlı evdesin, çık tabi, biraz hava alırsın hem- diyecek İlter de.  Nitekim bana şöyle bir sözü vardır; 3 günlüğüne çocukları bana bırakıp dilediğin yere tatile gidebilirsin, ister Avrupa’ya ister Amerika’ya! (3 günlüğüne Amerika, yeme de yanında yat!). Ben de bu söze binaen böyle rahat, böyle emin idim Eminönü’ne gideceğimden. Cevap -hayır!- oldu. Berrak bir hayır hem de. Orasını burasını çekiştiremeyeceğim bir kesinlikte.  Gözü korktu çocuklardan besbelli. Gitmedim. O gün bu şarkıyı çok söyledim.

Geçen sene İngiltere’ye gitmişti İlter. Londra içinden geçmiş ama Londra’da kalmamıştı. Keşke bir gün daha kalıp gezseydin, demiştim geldiğinde, -teklif etmeye bile çekindim- demişti. Oysa kısıtlamaktan hiç hazzetmem, yapmam da elimden geldiğince. Kendim gidemediğim nice yere gitmesi için teşvik ederim. Konserlere, gösterilere.. Bu ay gene gitmesi  gerek İngiltere’ye. Bu kez gitmeden teklif ettim. Kal bir gün daha bari, dedim. Hiç hayır demedi, hatta bir değil iki gün kalmak istedi. Önce güle oynaya evet dedim ancak Eminönü vakası canlanınca gözümde -Ey Özgürlük- şarkısını söylemeye devam ettim. Hem ben demeyim de kim desin!
Bir ara İlter’in adını Ferdi koymuştum. Bir ara ilgisiz de olsa Bencileyin!  Bir ara Özgür! Biz saç baş yolup, cebelleşirken onlar değil mi hep özgür, alabildiğine hür!