Tag Archives: Manifestom

Ağzı olan Konuşuyor!

Çocuk yetiştirme ve çocuk eğitimi üzerine müthiş bir kaynak patlaması var. Günümüz annelerinin zaaflarını fark eden fırsat fareleri bu işi ranta dökmek için olur olmaz her türlü kitabı piyasaya sürmekte. Biz zavallı anneler de özellikle ilk çocuk dünyaya gelmeden daha, gerekli gereksiz kitapları alarak önce evimizi sonra beynimizi dolduruyoruz tıka basa ve kaba saba. Fayda getireceğini sandığımız şey ise maalesef sonradan farkettiğimiz bilgi kirliliğinden ibaret.
Şimdi o kitapları okumak için harcadığım pek kıymetli zamanımı düşündükçe yazıklar olsun diyorum. Keşke o vakti çocuğumla geçirmek için harcasaymışım da doğallıkla yetiştirseymişim çocuğumu. Öyle kitaplar vardı
ki okudukça dehşete düşüyordum. Mesela birinde -çocuğunuza asla ve kat’a bağırmayın- diyordu. Çünkü bağrılan çocuğun zekası geriliyormuş. Öylesi böylesi hiçbir alternatifi yokmuş gibi tam bir kesinlikle dile getirilen bu bilgi delirtmeye yetiyordu beni. Ben bu kitabı okumadan evvel Selim’e bir çok defa bağırmışım mesela, eee ne olacaktı şimdi? O zamanı geri getiremeyeceğime göre ve bu kural da kesin olduğuna göre (!) Selim’de maazallah zeka gerilemesi olacaktı. Ne yapmalıydım peki? Ben de sırf bu maddeden ötürü günlerce bunalımda, günlerde ağlamaklı ve çocuğunu bağırmaktan daha da perişan edecek bir sürü eylem içinde buluyordum kendimi haliyle. 
Tabi okuduklarım arasında ne sadece bu kitap vardı ne de bu madde. Selim 1 yaşına girdiğinde şükürler olsun ki ayıldım bu halden. Birden yaptığım saçmalığın farkına vardım. Tüm kitaplarımı ayırt etmeden bıraktım olduğu yerde. Kimi İstanbul’da kaldı, kimi Moskova’da kimi Petersburg’da.  Hala bile etkisinde kaldığım bu leş kitaplardan kurtulmak hayatım boyunca yaptığım en iyi işti ve kendimle gurur duyduğum nadir işlerden biriydi.

Bir de çoğalan Tv kanalları ile her kanalda boy göstermeye pek meraklı uzmanlar… Bunlardan bilhassa kaçmalı insan. Her biri kendine göre tek doğruyu söylüyor; tam bir kendini beğenmişlikle ve tam bir kesinlikle. Ortalığın paranoyak, robotik, prototip, panik ataklı anneler, kadınlar, erkekler ile ve bunların uzantısı olarak piskopat, robotik, prototip çocuklarla dolmasına neden oluyorlar. Bir uzmanın ak dediğine diğeri tam bir kesinlikle kara diyor, bir gün iyi olan bir öneri ertesi gün kötü oluyor, bizler de ne yapacağımızı bilmez halde ama nedense hiç irdelemeden indiriyoruz beynimize bunları. Ve uygulamaya uğraşıyoruz canhıraş bir biçimde.
Salt çocuk eğitimi konusunda değil bu dediklerim; dikkat edin günümüzün son trendi sağlıklı, doğal, organik yaşam çılgınlığı konusunda da ağzı olan konuşuyor. Ortalık uzman kaynıyor. Yetmiyor bir de uzmandan çok uzman kesilen, kendini bilmez, şuursuz sunucu kaynıyor ortalık. Her kafadan bir ses çıkıyor ve izleyiciler neredeyse -yaşamak için yaşarken ölmeli- moduna sokuluyor. Bir gün yumurta yememeli diyor birileri ertesi gün bu bilgi yalanlanıyor, biri dereotu yiyin diyor zayıflamak için öbürü biberiye ve daha neler. Çevremde bu hastalığa yakalanmış onlarca insan sayabilirim. Hastalık hastası olmuş. “Aaa, aman onu yemeyin, aaa aman şu sebzeden bol yiyin, aaa radyasyon yayıyormuş elektronik aletlerinizi kapayın, aaa siz hala ruşeymsiz ekmek mi yiyorsunuz, aa şu, aaa bu ..” diye deliren insanların ne denli can sıkıcı olduklarını anlatamam. 
Şöyle bir silekelenmesem ben de bu pis girdaba girip dolanabilirdim. Ama şükürler olsun ki aykırı tarafım var ve şükürler olsun ki herkesin yaptığı bende tiksinti uyandırdığından özellikle zıddını yapıyorum böyle şeylerin. Tv de konuşan bir doktor, bir uzman görsem elimin tersiyle itiyorum, gazetede görsem bir satırını bile okumuyorum. İnadına hiç yaklaşmıyorum bu türden şeylere.
Şu doktor programları türedi bir de. Geçenlerde evde misafirler izliyor diye kapatamadım, haliyle kulağıma çalındı söylenenler. Diyor ki doktor olan, eğer mide ülseriniz varsa bilmem ne yemeyin, kesinlikle bilmem ne hastalığı yapar. Diyelim bende mide ülseri var ve ben o bahsettiği maddeden yedim. O halde benim kaçarım yok, ben bittim, ben öldüm çünkü o doktorun dediğine göre opsiyonsuz ve kesinkes o ağır hastalığa yakalanacağım. Öyleyse ölmeli insan. İnsanın ümidini öldürmektir yaptıkları. Ve bence inancını da. 
Gene böyle denk geldiğim bir doktor programında bebek-anne ilişkisinden bahsediyordu doktor. Ve şöyle dedi: “Bebek dünyaya geldikten hemen sonra annenin kucağına verilmeli, ilk bağ kurulmalı. Çünkü yapılan araştırmalar, anne ile ik bağı kuramayan bebeklerin ileride cinsel tacizlere maruz kaldıklarınıı gösteriyor. ” son cümledeki kesinliğe dikkat lütfen: cinsel tacize maruz kalabileceklerini yahut kalabilme ihtimallerinin olduğunu gösteriyor değil, cinsel tacize maruz kaldıklarını gösteriyormuş. O noktadan sonra sanırım anneliğimi, etrafımda çocuklarımın olduğunu, kadınlığımı, ahlaki değerlerimi, herşeyimi unutup o doktora verip veriştirdiğimi hatırlıyorum bir tek. Ve delice sövdüğümü. Nitekim Kerim’i doğumdan hemen sonra yoğun bakıma almışlardı ve 2 gün boyunca orada kalmıştı. Bu iki gün zarfında sadece 2 kez dokunabilmiştim ona, ki o da doğumdan epeyce sonraydı. Ne yapacaktık peki? Bu uzmana (!) göre bu tezin ucu da açık değildi ve tam bir kesinlikle söylenmişti. Bu olay bana biz kez daha gösterdi ki; her söylenen ciddiye alınmamalıydı. Hele böyle Tv’lerde boy gösterenler asla ve kat’a dikkate değer bulunmamalıydı.

İşin trajik yanı şu oldu. Sağlıklı yaşam gurusu Dr. Mehmet Öz’de kanser şüphesi ortaya çıkmış. Anlamıyorum demiş herşeyi doğru yaptım nasıl oldu da böyle bir risk çıkar bende…inşaallah sadece risk olarak kalır, gerçeğe dönüşmez ama  işte hayat budur diyesim geldi o an. Tek doğru yoktur hayatta ve herşey bizim kontrolümüzde değildir. Boşuna kendimizi sağlıklı yaşayacağız diye öldürmeyelim. Paranoyak, manyak, panik atak vs. olmayalım. 
Atalım bu kirli bilgileri içimizden, bildiğimiz gibi yaşayalım. Herşeyden yiyelim, herşeye dokunalım, herşeyi hissedelim ve olumlu düşünelim. Yaydıkları bu deli saçmalarına ve paranoyalara prim vermeyelim. “Ah, eyvah  beyaz ekmek yedim kurtuluşum yok deyip panik ataklar geçireceğimize bundan yesem noolur, diyelim mesela. Bu da verilmişse mutlaka bunun da bir sebebi vardır, deyip olumlandıralım kendimizi ve her eylemimizi.
Secret, diye bir kitap vardı çok satanlarda. Kitabı okuyunca aslında tüm olan bitenin pozitif düşünmek olduğunu anladım bir kez daha. Ve pozitif düşünmenin merkezinde de ümit beslemek olduğunu. 
Benim kabülümse şunlardır; 
“Güzel bakan güzel görür, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” 
“Dostum sen düşünceden ibaretsin. Gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun.” 
Hz. Mevlana.
Advertisements

Annelik Manifestom

1 yıllık çocuk yetiştirme deneyiminden sonra anladım ki çocuk yetiştirirken kitapları, uzmanları, doğru diye her dayatılanı baz almamalıyım. Kafamda bir kaç bilgi bulutcuğu ve tamamen içgüdüsel olarak bulduğum yöntemlerle devam ettim yola. Derken bu manifesto çıktı ortaya, doğru yahut yanlışlarıyla…
1. Kitaplardan, uzmanlardan örnekler alıp, prototipler yetiştirmektense, deli de olsa samimi bir anne olmak her zaman daha iyidir. Ne de olsa robot yetiştirmiyoruz. Her canlı ayrı bir dünya demekse bir örneği alıp tüm çocuklara uygulayamayız. Hem deli bir anne olmak her zaman kötü değildir, çocuğu bir nebze hizaya sokabilir.
2. Ahlak eğitimini doğru veremem diye endişelenme. İçinde iyi örneklerin olduğu kitaplardan al, bol bol oku. Bu aynı zamanda kitap aşığı çocuklar yetiştirmeye vesile olacaktır. Üstelik kelime haznesi şaşırtıcı derecede gelişkin bir çocuk çıkacaktır karşına.
3. Ahlak eğitiminde en önemli örneklerden birinin kendin olduğunu unutma. Deliyim, tutarsızım diye endişelenme, deli olmak demek ahlaksız olmak değildir. Bu konuda uyanık ol. Örneğin; telefonda seni arayan ancak görüşmek istemediğin birine ‘yokum’ dedirtmek  çocuğun gözünden kaçmayacaktır. Bu  olayla dürüstlüğün göreceli olduğu fikrine kapılır.
4.  Her ne kadar kitaplar bilmem kaç yaşına dek çocuğun sadece kendini düşündüğünü söyleseler de aldırma. Nerdeyse bebeklikten itibaren -empati- duygusunu yerleştirmeye çalış.
5.  Beden beslenmesinden ziyade ruh beslenmesine odaklan. Beden beslenmesi konusunda elzem olanla yetin.
6.  Berbat günler, berbat zamanlar olacaktır. Her ne olursa olsun anlamaz deyip kestirip atma, durumu çocuğa mutlaka anlat. (tabi anlayabileceği bir dilde) Ve ne olursa olsun, yaptığının doğru olmadığını, anne babaların da hata yapabildiklerini anlat ve mutlaka özür dile.
7. Dua et, onda sınırsız bir güç vardır.
8. Berbat zamanlardan sonra çocuğun sinirlerini yumuşatacak eylemler ara. Örneğin bol suyla oynamasına fırsat ver, ya da çok sevdiği bir eylemi yapmasına izin ver, sen de katıl.
9. İçine yerleştireceğin en elzem duygu; merhamet ve dürüstlük olsun. Hayvanlara olan ilgilerinden yola çıkıp merhameti aşıla. Şaka da bile yalanı hoşgörme.
10. Odasını toplaması konusunda esnek olabilirsin, dağınıklığını görmeyebilirsin, biraz sen, biraz o toplayabilir, bu konularda kuralcı ve değişmez olma. Kuralcılığı ahlaki eğitim konusunda göster.
11. Duyularını en erken zamanda açacak eylemler yap. Park gezintisi sırasında yahut sıradan bir gezintide bile farkındalığını artıracak konuşmalar yap. Bak menekşeler ne kadar renkli, gül ne güzel kokuyor, bulutlar ne güzel şekillenmiş, dinle bak rüzgar yaprakları nasıl hışırdatıyor, ağaca dokun bak nasıl pürüzlü gibi…
12. Anlamaz deyip bilim kitaplarını es geçme. Özellikle Tübitak Çocuk Yayınları  ile harika bir başlangıç yapabilirsin. Oku, anlat, dinle, sor, sorgulat.
13. Herhangi bir kızgınlık anında merhamet göstermek, ceza vermekten çok daha iyidir. Birinde anne sevgisini kaybetme korkusuyla hareket etme güdüsünü, diğerinde ise ceza korkusuyla hareket etme güdüsünü geliştirebilirsin.
14. Ah keşke mümkün olsa da hiç bir yerde kızmasak, azarlamasak çocuğumuzu. Ancak hiç olmazsa başkalarının yanında, kızma. Kızgınlığına engel olamayacaksan da seviyesizleşme. Küçük düşürücü olmadan anlat derdini. Zira etrafındakiler senden cesaret alıp, önce çocuğuna, sonra da sana aynı seviyesizliği ve hoyratlığı gösterme cüretinde bulunabilir.

15. Kızacağın bir eyleme girişir de gelip sana dürüstçe olayı anlatırsa asla kızma! Aslında kızgın olman gerektiğini ancak dürüstlüğünden çok memnun kaldığın için kızamadığını ve ceza vermeyeceğini dile getir. Böylece dürüstlüğünün önemine vurgu yapmış olursun, fiilen.
16. Konuştuğunda dinle. Aktif dinleyici ol hem de. Zira aktif olarak dinlemek, özgüven duygusunun gelişmesine ve önemsendiği hissine kapılmasını sağlar.
17. Her anne kendi çocuğuna göre manifestosunu ancak ve ancak kendi yazabilir. Tüm maddeler yalnızca bana ve büyük oğlum Selim’e göre yazılmıştır, yaşanmıştır. Henüz 4 aylık olan küçük oğlum daha şimdiden farklılık göstermektedir ağbisine göre nitekim. Ona da bir başka manifesto uygulamak gerekir sanırım.

Nasıl Koyverdim?

İlk hamileğimde ve anneliğimin ilk yıllarında onlarca kitap okudum annelik, çocuk bakımı ve çocuk eğitimi ile ilgili. Okudukça aydınlanmayı beklerken giderek zihnimin bulandığını, kendimi berbat hissettiğimi farkettim. Büyük oğlum 10 aylık iken kitapları okudukça bunaltılarım zirve yapmıştı. Öyle ki kendi halimle kitaplardaki örnek davranışları karşılaştırdığımda çıldırıyor, ağlama krizlerine giriyordum sürekli. Ölecek kadar sıkılıyor, vicdan azabından sürünüyordum. Mutsuz bir anneydim ve haliyle mutsuz bir aileye dönüşmüştük.

Ortalıkta binlerce kitap var annelik ve çocuk eğitimi ile ilgili. Lüzumlu, lüzumsuz.. Bunları bir süzgeçten geçirmek bile koca bir zaman dilimini kitaplara ayırmak demek. Üstelik kitap okuyacağım diye çocuğuma ayıracağım zamandan çalıyor, iyice saçmalıyordum böylece. Derken bir gün “Haaaaaaaayt!” diye savurdum kitaplarımı, kulağımı gözümü kapadım bilmişlik taslayanların tümüne, koyverdim gitti. Doğaçlama gitmek başlarda içime sinmedi elbette. Ama giderek bu hale alıştım, benimsedim, sevdim.

Şimdilerde okuduklarımdan kalan tek tük bilgiyle ve önsezimle devam ediyorum bu vazifeye. Hiç olmazsa ben rahat oldukça çocuğa da yansıyacak ve proje çocuğu ve prototip olmaktan çok, evet deli bir annem vardı ama onun dışında mutlu bir çocukluk geçirdim deme ihtimali artacaktı.

En Evvela…

Bir gün kafama bir taş düştü ve uyandım; anneliğim kitaplarla, bir gün şöyle bir gün böyle deneme yanılma metotlarıyla, uzman(!) görüşleriyle ilerleyemezdi. Bundan sonra serbesttim, yalnızdım, yalındım. Ve sıklıkla deli.

Kitapları derhal bir kenara attım. Kadın programları, sağlık programları ne varsa gözümü, kulağımı tıkadım. Internet üzerinden gelen kirli bilgiyi kestim.

Önceleri tereddüt ettiğim bu kendine has hal giderek memnuniyete dönüştü bende. Kitapları okuyarak girdiğim depresyonlarım azalarak tükendi. Bilgisi olsun olmasın her uzman diye dayatılan bilgisizin saçmalarından kurtuldum.

Deliliğim azalmadı ama bunalımlarım büyük oranda geçti. Bundan böyle anlık öngörümle ve hissiyatımla yürütecektim anneliği.