Tag Archives: Dinozor

Ayın Ürünü – ELC Projektör Masası

Yaratıcı, akılcı ve özel oyuncak markası, tek geçtiğim favorim Early Learning Center (ELC)’dan bayıldığım bir ürün. Projektöre yerleştirilen film tabletlerden istediğini seçen çocuk, kolaylıkla resim çizebiliyor. Çizim kuvvetini ve  kabiliyetini ve  de haliyle çocuğun özgüvenini perçinleniyor. Üstelik yetişkin yardımı almadan ve buna ihtiyaç duymadan, kendi başına uzuun saatler geçirebiliyor bu ürünle. 1 ay boyunca otelde kaldığımız döneme denk düşen bu ürün hayat kurtarıcım oldu, Selim için de en iyi meşgale.
Ürünün içinde 6 adet film, 2 kalem, yedeğiyle bareber 3 ampül mevcut. Yanısıra ayrıca satılan Projektör Kitleri var.

Ki Dinozor Kitini almıştık, harikulade idi. İçinde dokusu değişken kumaş ve kağıtlar, kurdeleler, boya kalemleri vs. mevcut idi. Bu şekilde kesip kullanmak da olası çizimleri. Örneğin keçe kumaş bile konmuş. Giysiye bile dikilebilir. Ki Selim için çok makbul olur böylesi bir tişört.

Daha fazla bilgi için resmi sitesine ve kit için  tıklayınız. İstanbul’da Teşvikiye ve Suadiye mağazalarında bulunabilir daha çok.

BilimSelim – Kum Saati

Selim duygularını ifade etmekte epey iyidir. Ve bazen öylesine can alıcı noktalara değinir ki hiç yapamayacağınız bir eylemi yaptırıverir size. Mesela geceleri ona hikaye yahut masal okumamız onun için çok değerlidir. Bir sebepten geç vakitte uyumuşsa o gece masal okumayabiliyoruz. Ama bunun için sonuna kadar mücadelesini verir, çok nadiren kolayca pes edip, kabullenir durumu.

Dün anneannesi şehir dışından geldi Selim’in. Teyzeler, dayılar, kuzenler toplandık haliyle. Selim gibi sosyal bir çocuk için cennet gibi bir yerdi. Dostum dediği kuzeni Mirza da oradaydı. Saat 17.00 den gece 00:30 kadar kesintisiz bir biçimde oyun oynadılar. Oyun dediğimiz de öyle durağan bir oyun değil devamlı
aksiyon, devamlı atraksiyon hali. Zaten çok terleyen bir çocuk olan Selim dün tam 5 kez üst değiştirdi terden sırılsıklam olup. Öyle ki devamlı duştan yeni çıkmış gibi idi kafası ve saçları. Temposu epeyce yüksekti oyunların çünkü.
Selim artık kızlarla da oynamaktan zevk almıyor, kızlar yetişemediği için enerjisine. Ama Dostum dediği Mirza da kendi gibi yüksek tempolu oyunlardan hoşlandığı için evde devamlı olarak  -hiya!- , -kiya!- , dış!- sesleri yükselmekteydi. Aniden odanın ortasında yüksek atlama yapar gibi beliriyorlar, tekmeler havada uçuşuyor, bir an T-Rex ( Dinozor Türü ) olup var güçleriyle kükrüyorlar, bir an Bakugan ( Berbat, savaşçıl bir çizgi film ) oyuncaklarını çarpıştırıyorlar yüksek ses eşliğinde, bir an hızlarını alamayıp arabalarını Bakugan yerine koyup yerlere çarpıyorlar ve  darmaduman ediyorlardı haliyle. Birbirlerine zarar vermediklerinden çoğunlukla da engellenmediler büyükler tarafından.

Saat 00:00 civarında çocukları teker teker kaybetmeye başladık. Kimi balkon kapısı önünde, kimi kanepede sızıp kalmıştı. Selim direniyordu bir tek. Öylesine aç ki çocuklarla oyun oynamaya bir türlü sonlandırmak istemiyordu geceyi. Biraz dinleneyim , çok yoruldum dese de tam uyuyacağını anladığı an zorlayıp kendini kalkıyordu. En son kendisi ayakta kalınca eve gitmeyi kabul etti.

Yatağa girdiğinde saatler 01:05’i gösteriyordu. Konuşmaya takati kalmamış, sözcükleri bile anlaşılamaz hale  gelmişse de her zamanki gibi -Hikaye var mı?- diyerek şansını denemek istedi. Ben de -üzgünüm Selim’cim, çok çok geç oldu, hepimiz çok yorgunuz, okuyamayız, dedim. Sen şimdi uyu, enerjini depola, yarın gene gideceğiz, dedim ama o hikayede takılmıştı. 
-Ama lütfen anne, beni kırmayın n’olur?
-Selim’cim seni kırmak istemiyorum, ama ben de çok yorgunum, senin de hemen uyuman gerek.
-Annecim eğer bana hikaye okumazsan sevgim yarıya iner.
-Nasıl yani?
-Hani seni yıldızlar kadar seviyorum ya.
-Evet?

-İşte eğer bana hikaye okumazsan, beni kırarsan, sevgim yıldızın yarısına iner. Eğer buna devam edersen sevgim boşalır, bir daha da dolmaz. Yani sonsuza kadar.

Sonra içi elvermeyerek ekledi.
– Yani demek istiyorum ki… Bu akşamlık sonsuza kadar. 
Derken kalktım yerimden ağır ağır, tıpış tıpış gittim odasına, açtım kitabı, tam verimli olmasa da okudum hikayeyi. Öyle içli, öyle derin ifade ediyor ki bazen kendisini ilgisiz kalamıyoruz böyle zamanlarda ne ben ne de İlter. Böyle kum saati misali ifade etmesi sevgisini hem etkiledi beni hem de pek hoşuma gitti.
Bu günün sabahında saat 11:00 da -offffffffffffffffffffffffffffffff, offfffffffffffff- diyerek uyandı. Hayrola, günaydın demeden ne ofu bu böyle, dediğimde -ben oyunuma kaldığım yerden devam etmek istiyordum dostum Mirza’yla, diyerek keyifsizliğini dile getirdi. Ve akabinde bugün aynı tempoyla kaldığı yerden devam etti. Şimdi yatağa yapışmış durumda yorgunluktan.

Dino Dağı

Bugün Selim’le Early Learning Centre’a gittik. Kuzucuğumla uzun zamandır başbaşa dışarı çıkmıyorduk, her ikimize de iyi geldi. Kerim’i baba-teyze-dayı üçlüsüne emanet edip Mecidiyeköy’den Teşvikiye’ye gittik. Hava çok sıcaktı ama şükürler olsun ki gökyüzü bulutluydu ve ara sıra yağmur çiseliyordu. Ve Selim çın çın ötüyordu yol boyunca. O da benimle başbaşa olmaktan mutluydu ve papatya toplayan kız sekişiyle eşlik ediyordu bana. Üstelik metroyla yolculuk ettik ve bu Selim’i daha da mutlu ettiv e elbette daha konuşkan.


Heyecanlandı mı ve sevindi mi daha da çok konuşur Selim. Yol boyunca konuştu durdu. Bir de çikolata-gofret veren otomatlardan gördük metro beklerken, ki Selim’in en sevdiği işlerden biridir makinaya para atıp birşeyler seçmek ve almak. Osmanbey’den Teşvikiye’ye kadar epey yol yürümemiz gerekti ama ikimizde yılmadık. En nihayetinde mağazaya vardığımızda Selim derhal kendini kaybetti tabi.. Heyecanı ve sevinci arttıkça sesinin tonu da, konuşmasının hızı da arttıkça arttı. Satış görevlisi ile uzun uzun sohbetler etti, merak ettiği her detayı sordu ve kardeşiyle ilgili, ev hayatımızla türlü hikayeler anlattı durdu.

Benim heyecanım da Selim’den geri kalır değildi doğrusu. En son Moskova’da gitmiştim ELC mağazasına. Burayı çok seviyordum; farklı ve eğitici binlerce oyuncak bulmak mümkün. Selim’in davranış puanları toplayıp alacağı 2 adet oyuncağı seçtik. Dino dağı idi biri diğeri de dinozor seti. Elimde 3 adet devasa poşetle çıktık mağazadan. Kendimi öylesine kaybetmiştim ki ancak mağazadan elimle poşetle çıkmaya başladığımda bunları nasıl taşıyacağım endişesi sardı beni. İstanbul’da taksicilerin nasıl arıza olduklarını da hesaba katmamıştım. Oflaya puflaya nerdeyse yarı yolda bırakan sersemin tekine rastladık da vardık Mecidiyeköy’e. Ordan eve varmamız da epey zor oldu. Akşam eve geldiğimde ayak sancıları eşliğinde zar zor kurabildik oyuncakları. Selim biraz oynadıktan sonra uyku vakti geldi çattı.

Hikaye vakti gelip çatınca “Selim’cim bu akşam hikaye okuyamacağım, beni bağışlar mısın, çok yorgunum.” dedim ve tabii ki hayır cevabını aldım. Hatta öyle ki “seni sonsuza dek affetmeyeceğim anne hikaye okumadığın için” dedi. Sonra yani bugün sonsuza dek diye de açıklama getirdi. Yanına gidip “Bak bu sıcakta gittik, oyuncakları seçtik, zar zor taşıdık eve, zar zor kurduk, gerçekten çok yoruldum.” dedim. Derken bilin bakalım noldu? “Bilseydim böyle yorulup hikaye okumayacağını oyuncakları almanı istemezdim.” cümlesi karşısında paşa paşa okudum hikayeyi. Anladım ki en sevdği oyuncak bile sözkonusu olduğunda hiçbirşey anne ve babanın alakası kadar ilgi çekmiyor.