Tag Archives: Çocuk ve Sinema

BilimSelim – Sinema Aşkı

Selim’in sanata çevirmek istedim hep yüzünü. Şuursuzca değil, bilerek ve isteyerek yaptım bunu. -Çocuğunuzu zorlamayın, aman siz herşeyi önüne koyun, sonra bir kenara çekilin!- edebini ve entellektüalitesini bir kenara atıp, gayet açıktan ve aleni bir  biçimde çevirmeye uğraşıyorum ibresini bu yöne. Onun da ilgisi ve kabiliyeti beni yönlendirme konusunda daha da iştahlandırdı ve umutlandırdı da. Resim, müzik, sinema, drama, fotoğrafçılık… ne varsa aldım koydum önüne. Ve şükürler olsun ki içimden geçene verdi en büyük ilgiyi o da: Sinema!
Nerdeyse 6 aylıktan beri her tür kısa filmle, animasyonla, giderek sinema filmiyle ve belgesellerle vakit geçiren çocuk, haliyle minik bir sinema aşığına dönüştü. Yaklaşık 2 senedir sorana, sormayana anlattığı ilk şey; -Ben sinemacı olacağım, animasyon film yapacağım!- oluyor. Ben de iştahımı hepten kabartan bu hale türlü eklemeler yapıyorum hevesle. 

Birkaç sene önce Cannes Film Festivali’ni izlerken işlemeye başladım inceden inceye.  Sinema konusunda açıktan yönlendirmem böyle başladı. İlkin festivalleri anlattım; ödülleri, kırmızı halıyı vs. İlgiyle televizyonu izliyordu zaten. Tam bu sırada kurgu başladı tarafımdan:
“- Bayanlar, bayanlar, sırada en önemli ödülümüz var; en iyi yönetmen ödülü. Salondan çıt çıkmıyor, heyecan çok yüksek, öyle ki sadece kalp atışlarının sesi duyuluyor- gup gup! gup gup! gup gup! Gözlerimin ta içine merakla dikili zeytin gözleriyle bakıyor, pür dikkat kesilmiş dinliyordu.
– Ve En iyi yönetmen ödülünü açıklıyorum…. ödül… (burda ara verip kalp atışlarının sesini veriyorum tekrar; gup gup! gup gup! gup gup!) Selim Aydın’a gidiyor… Gözleri ışıldıyor, yüzüne bir gülümseme yayılıyor.. Dinlemeye devam ediyor, hiç kıpırdamadan:
Salondakiler  çılgınça alkışlıyor. Selim sahneye gelmek üzere yürümeye başlıyor, yolda herkes tebrik ediyor, seyirciler ayakta. Ve selim sahneye çıkıyor. Ödülünü alıyor, konuşmasına başlayacakken alkışlar kesiliyor, salon derin bir sessizliğe bürünüyor, çünkü herkes ne diyecek merak ediyor.. Genç, başarılı, gayretli, aklını iyi kullanan yönetmene dikkat kesiliyor herkes. Tüm televizyonlarda Selim var, anne ve babası da onu izliyor. Annesi çok duygulanıyor, babasına sarılıyor ve oğullarıyla her zamanki gibi gurur duyuyorlar. Tüm Türkiye onunla gurur duyuyor. (Burda aklıma Nuri Bilge Ceylan geliyor) Selim ödülü aldığı için teşekkür ediyor, herkese ama önce Allah’a, sonra anne ve babasına…. “
Bu türden hikayelerle içine işlesin sinema aşkı ve o hayale inanıp peşinden gitsin istiyorum.. Yürekten inanmakla başlamaz mı herşey? Hem bence yeteri kadar mühendis, doktor var ülkemizde ve belli ki daha olacak da bu gidişle. Sanatçıya ihtiyaç çok oysa,  dünyayı değiştirecek sanatçılara bilhassa. Hele ki sinema, dünyayı değiştirebilirsiniz onunla.
Soyutlamaları somut örneklerle destekliyorum bir de. Mesela zaten her türlü elektronik alete düşkün olan çocuğu foroğraf makinası, kamera vs ile heveslendiriyorum iyice. Çektiği kamera görüntülerine kısa film yapıyoruz, ya da hayvanlarını alıp kamerada canlandırma yapıyoruz, bizzat kendi elimizle belgesel çekiyoruz vs. Bir de animasyon film nasıl yapılır onu öğreneceğime dair sözüm var ama bir bakındım, öyle hemencecik olacak iş değil.. Hele şu sıralar.
Aşağıda da Selim’in fotoğrafladığı kareler mevcut. En çok dinozorlara adanmış kareler mevcut, malum dinozor dünyasında şu sıralar tamamıyla. 3 boyutlu kitapları dikey konuma getirip, kendine fon oluşturuyor çoğunlukla ve eklemeler yapıyor kafasına göre.
İki Dinozorun kapışması: Triceratops ve Velociraptor

Ejder saldırmadan

Koltuğun altına sokularak mağara girişi izlenimi verilmiş Velosiraptor
Henüz yumurtasından çıkmış Sacchania
Dinozor Dünyası

Birbirine girmiş iki dinozor. Velosiraptor ve Triceratops.

Tyrannosaurus ve Allasaourus karşı karşıya

Hz. Şems’in bahçesindeki ağaç. Gidip gelip sarıldı bu ağaca. Ardından “Siz daha dünyada yoktunuz. Ben vardım ve yetişkindim o zaman. Bu ağaç benim dostumdu o zamanlar.” diye ekledi ardından. Reenkarnasyona inansam tamam diyeceğim de bu dediği neydi anlamadım.

Hz. Şems’in bahçesinden gökyüzü

Su delisi olunca sanatı da ancak su üstüne oluyor

İnşaatçılar ve yapı ustaları ileri teknoloji ile buluştular – diyor bunu inşa ettiğinde. Sanırım NG kanalındaki yapı belgeselinden alıntı yapıyor.

Burda da kendi çizdiği resmi fotoğraflamış. Fotoğraflar gibi resimler de dinozor üstüne hep.

Ağzına hamurdan top yapıp sarkıtmış ve -Anne bak T-Rex sakızdan balon yapıyor-  diyerek yanıma geldiğinde çektik beraber.

3 boynuzlu dinozora hamurdan devasa bir boynuz eklemiş , şekildeki gibi kıvrılan. Oteldeyken varolan ışıkla bu kadar çekebildik.

BilimSelim – 7.Sanat

Selim bebekliğinden itibaren kısa film, sinema filmi, çizgi film, animasyon, belgesel kısaca sinemaya ait ne varsa içinde oldu. Zor geçen bebekliğini rehabilite eden can alıcı noktalardan biri buydu çünkü.  Burada da belirtiğim gibi çok çeşitli şeyler izledi yaklaşık 4 yıl boyunca.  Bu da filmler konusunda iyi bir birikim yapmasına vesile oldu. Mesela 3 yaşındayken fon müziklerini ayırt ediyor ve bir çeşit sınıflandırıyordu. Benim gibi dikkatsiz bir izleyicinin de uyanmasına vesile oluyordu bahsettikleri. Müziksiz film karesi olmadığını  farkettim bu vesileyle mesela.

Sürekli izlediği bir animasyon vardı; deniz canlıları ile ilgili.  Karidesin birini pirana kovalar, derken piranayı köpekbalığı kovalar vs.
Bu kovalama sırasında fonda gergin bir müzik çalardı. İlkin orda söyledi. “Anne, ben burda korkuyorum biraz, zaten korku müziği de çalıyor.” diyerek. Daha sonra bunları çeşitlendirdi; sevinç müziği, eğlence müziği, üzüntü müziği vs. diye. Başlangıç ve bitiş müziklerini çok önceden keşfetmişti.
Beraber oyun oynamak için otururuz mesela. Ya kendi bir hayvan rolüne girer ya da oyuncaklarını oynatır. Bu canlandırma sırasında bize de fon müziği çalmak düşer. Diyelim balıklar kendi halinde yüzüyordur, o zaman  neşeli müzikler çalmamızı bekler, derken bir köpekbalığı görünür ve gerilim müziği ister derhal.   Melodisini de kendi seçer. Iğn-ığn-ığn-ığnnnnnn! Oyuna dahilsek bir de sufle verir. Son zamanlarda da ağır çekime takıldı. Bak, seyret anne, şimdi ağır çekim yapacağım, diyerek son derece ağırlaştırır hareketlerini, derken ani bir şekilde hızlanır hareketler, normale dönmüş edasıyla. Bir süredir aynı anda iki role birden bürünüyor, üçüncü role girdiğine bile şahit oldum dün. “Dostum, buralarda bir Allosaurus (Dinozor) var ve yavrularımızı kapmak istiyor.” der son derece kalın ve boğuk bir sesle. Kendi T-Rextir. Allosaurustan daha güçlüdür elbette. Derken hızla kendisinin karşısına geçer, şimdi T-Rex ile dost Triceratopstur Selim; “Hemen saldıralım!” diyerek bambaşka bir ses tonuyla cevap verir öteki Selim’e.  Bir saldıran taraf olur, bir hızla karşıya geçerek vurulan taraf olur ve ustaca yere yığılır.  Saldıran da olanca gücüyle kükreyerek gücünü onaylar. İzlemesi epeyce zevkli.

1 seneyi aşkındır “Ben animasyoncu olacağım, animasyon filmler yapacağım.” diyor büyüyünce ne olacaksın diye soranlara. Ben de çaktırmadan ittirmiyor değilim hani bu konuda. Çocuğumu zorlamayacağım, kendi ne isterse onu olsun, diyenlere inat. Bazen eline kamerayı ya da fotoğraf makinasını tutuşturuyorum, bazen hayvanlarını kamera önünde canlandırıyoruz, bazen de sinema filmi seyrederken arka planda neler olduğundan bahsederek kanalize etmeye çalışıyorum. Bazen de ödül törenlerine denk geliyoruz ve Selim’i yönetmen olarak hayal ettiğim hikayeler anlatıyorum ballandıra ballandıra… And the Oscar by goes too… veya and the winner is… eşliğinde. Çocuğun da içinde istek ve yetenek varsa neden yönlendirmeyeyim? Belki bizim evden de bir Salvatore çıkar. Cinema Paradiso misali. Hem ortalıkta yeterince doktor, mühendis olmaya hevesli çocuk varken bir kaç tane de sanatçı çıksa fena mı olur? Benden yönlendirmesi ama hayat ne getirir, onu bilemem.

Bir de araştırıp animasyon film nasıl yapılır, diye bakacağıma dair sözüm var ona. Zaman bulabilsem keşke…