Tag Archives: Annelik ve Sigara

Anne Riyakarlığı!

Aylardır esaretindeyim bu rezil duygunun. Her an sana hasret, güzellemeler diziyorum nerdeyse. Ne ki, biliyorum da bunların hiçbirine değmediğini. Ne denli çirkef, ne denli hain, ne denli sinsi ve ne denli alçak olduğunu da. Üstelik neden bilmiyorum, Kerim’in doğumundan sonra sana olan  hasretim an be an arttı, azalacağına. Sebep? Bilmiyorum! Belki o çok klişe ve çok aptal bahaneye sığınıyorum, “Bunalımdayım!” diyorum içten içe, belki de sadece bilmiyorum… İlk defa deli gibi arzuluyorum seni. Nerdeyse her an düşünüyorum, “Ah keşke, keşke şimdi yanımda olsaydı!” diyorum. Yanımda bir kalabalık olsa seni arıyorum, yalnızlığımda seni arıyorum, dertliyken seni arıyorum, yorgunken hatta. Keyifliyken aramıyorum ama. Oh ne ala!  Bir de çocuklar varken etrafımda. İstesem de, istemiyormuş gibi davranıyorum yanlarında.

İki gündür sana olan özlemimi akıttım şarkılara. Hem zaten inanırım olmadık zamanda söylenen şarkıların, gizli duyguların işareti olduğuna. “O şimdi çok uzaklarda, yok hayatımda, ahhh şarkılarımda” dedim mesela, gün boyunca. Üstelik dalgın ve bihaberdim kendimden. Ne denli içten -ahh!- çektiğimi, İlter’in  “Yakarım uleyn, kime söyleniyor bu şarkı! diye gürlemesiyle farkedecek kadar şuursuzdum hatta. Hem ben bu şarkıyı da bilmez bilirdim kendimi. Nerden öğrendin be Deli’m? Bulaşıkları makinaya yığarken de  içliydim gene. 
Önceki gün de Selim seni sordu bana. İçimdeki duygunun ezilmişliğiyle ve utancıyla geveledim birşeyler hakkında. Ben seni bu denli isterken, ona nasıl anlatmalı içtenlikle rezilliğini, çirkefliğini? Başım öne eğik, “Ondan uzak durmak gerek, bir yakalanırsan, bir daha kurtulmak zor!” diyebildim anca. Diyemedim annen yanıp tutuşuyor onun için hala, her an takılı kalmış aklında.  Malum anne mağrurluğu ve kusursuzluğuydu beklenen bu oyunda, oysa düpedüz Anne riyakarlığıydı bu da. Koca bir aldatmaca!
Bugün bir ara kaçtım senin yanına. Bir kaç dakikalığına. Hem Selim’e yakalanmaktan korktum fazlasıyla, hem de gidemedim yanından. Ürkektim, heyecanlı, tedirgin, vicdan azabıyla doluydu içim bolca, bir de girdabına kapılmanın verdiği korkuyla. Gene de bırakmadım seni, ta ki sen beni bırakıncaya dek. Selim’in yaklaşan ayak seslerine rağmen, kaldım yanında.  Son olsun dilerim ama bilirim gene gidip gelebilirim yanına. Ben gidemedim! Sen, sen beni bırak sigara! Hatta bir daha asla uğrama yanıma! Bilirim zerre kadar hayrın yoktur bana, ağır zararlardan başka! Bırak, bırak beni sigara! Hem biliyor musun, yakıştırmadılar seni yanıma, şimdi anneyken hele ben de yakıştıramıyorum kendimi sana. İki kez, üç kez yakışıksız duruyorsun yanımda. Git be Sigara!

Bekarlık Özlemi ve Utanç

Bazı kızlar vardır  küçük yaşlarından itibaren mutlu evlilik hayalleri kurarlar. Böylelerinin gelinlik modelleri, pastaları, gelin çiçekleri, düğün seremonileri, düğün şarkıları hatta söz, nişan, kına ritüelleri bile eksiksiz kurgulanmıştır. Eşsiz bir koca ve aksesuarları çocuklar ile sonsuz mutluluktur şüphesiz bekledikleri.  Benim hayallerimse taban tabana zıttı bu durumdan. Büyük ablamın moda dergilerinde zihnime ve fikrime yer eden görüntüler eşliğinde hayaller kurdum hep. Özellikle bir görüntü hala saklıdır zihnimde. Arabasının yanında beyaz tayyörü ile poz veren iş kadını figürü hayatımı şekillendirmemde temel oluşturdu diyebilirim. Evlenmeyecektim, güçlü bir çalışan kadın olacaktım, kendine yeten, ailesine bakan, annesini ilerde rahat ettirecek, kudretli, bakımlı, güzel daha ne varsa. Öyle çoluk çocuk, ev kadınlığı -iyk- ve -öğk- idi.
Herhalde bu hayallerin etkisiyle gelinliği de, bilhassa kınayı da, çocuklu bir kadın olmayı da, hele ki 2 çocuklu olmayı da yakıştıramadım kendime, hep bir kaç beden büyük durdu tüm bunlar bende.  Yetmezmiş gibi özgürlük aşığıydım. Önüme çıkan, ayakbağı kesilen herşeye karşı durdum. Ümitvar olduğum tek nokta; çocukları çok seviyor olmamdı. Bir şekilde onlarsız yapamayacağımı biliyordum. Kaldı ki benim özgürlük sevdam ile toplumun dayattıkları arasında sıkışıp kalacağım ve geleneksele çok direnç gösteremeyeceğim de aşikardı.
Evlendim elbette. Önce 1 sonra 2 çocuklu bir anne oldum. Hamileliği de özdeşlestiremedim kendimle, doğumu da, anne olmayı da. Selim’i gördüm, bambaşka oldum, sevindim, aşık oldum, güzelliği etrafında pervane oldum adeta. Bebeğimdi Selim ancak hala -anne- olduğumun bilince değildim. O ilk telaşın gümbürtüsü içinde yuvarlanıp gidiyordum taa ki arkadaşlarım bizi ziyarete gelene dek. Ne zamanki sohbetin en koyu anında bebek ağlamasıyla bölündüm habire ve emzirmeye çekinip köşe bucak saklandım işte o zaman ayırdına vardım eski ben olmadığımın ve eski özgür günlerimin geride kaldığının. O ilk uyanışla pasif buhranlar geçirdim, sonradan farkettiğim. Selim’i emzirdiğimde kendimden iğrendiğim oldu nerdeyse, bu ben değilim dediğim ve de. Kendi başıma gezdiğim zamanları özlemeye başladım derken. Kendimi sokaklara atıp kaybolana dek, bileklerim kopana dek gezmeyi özledim. Kitapçıda saatler geçirmeyi özledim. Sinemaya gitmeyi özledim. Ki yalnız gitmeyi çok severdim özellikle. Konserlere gitmeyi, keyfince bir yerlerde oturup kahve ve sigara içmeyi, kesintisiz arkadaş sohbetlerini, Gizli Hedef partilerimizi ve en çok da sigarayı özledim ne yazık ki. Kahrolası sigarayı.

Derken giderek alıştım Selim’le yaşamaya. Özellikle Moskova’ya gittiğimizde yalnızlığımı paylaşan minik arkadaşım idi. Ara sıra özlüyordum yalnızlığımı, ara sıra içimdeki özgürlük aşığı taraf vahşi hayvanlar gibi salyalarını akıtarak dışarı çıkmayı bekliyordu, ara sıra kaçıp gitme isteği geliyordu, sık sık deliriyordum bunalıp ancak Selim başbaşka bir şeydi benim için; su gibi birşeydi, candı, aşktı, vazgeçilmezimdi. Artık tek çocuklu annelik an be an özümsediğim bir hal almıştı. Şimdi de çok çocuklu bir anne figürü çok uzaktı bana. Eğer  çocuklarımın sayısı 1’den fazla olursa anaçlığım taçlanmış olacaktı gibi geliyordu bana. Ki bu da çok uzak geliyordu bana. Ve o da oldu.

İkinci bebekte daha dingin ve çok daha engin idim. Açık ya da gizli buhranlar da yaşamadım, bunaltılar da. Zaten vakit de yok buna. Bitmez bir harala gürele içindeyim. Hala organize olamadım mesela. Bir akıntıya kapılmış gidiyorum şimdi. Durmadan, düşünmeden ilerliyorum boyuna. Arada sırada beni bu halden ayıltacak durumlar oluyor. Bir konser, bir film mesela. Tam heyecanlanıp gitmeye davranıyorum ki gerçekliğime uyanıyorum. Selim tekken bırakıp teyzesine gidebiliyorduk bir yerlere ama şimdi biz bebekle Selim’i zaptedemezken, başkası ne yapacaktı? Oturuyorum oturduğum yere. Hiç olmazsa sen git, diye İlter’i ikna etmeye çalışıyorum bazen. Hem gitmesini istiyorum hem de gidince biraz küskün oluyorum ona ve hayata. Yann tiersen geldi mesela, gidemedim. David Helfgott geldi gidemedim. Buika geldi gidemedim. Teoman’ı istedim gidemedim. Film festivali, müzik festivali…gidemedim.

Tüm bunları düşünürken ve şimdi dile dökerken korkuyorum ve utanıyorum bolca. Kerim’le yaşadığımız sıkıntılardan sonra anladım ki sağlıklı bir çocuk sahibi olmak çok ama çok büyük bir lütufmuş. Kesinlikle çokça şükredilmesi gereken. Şükrediyorum da. Ve Bir de içimin kıyıldığı Nehir’i okuduğumda… Büyük bir utanç duyuyorum böyle hissetmekten, böyle konuşmaktan. Affola!

Üstelik anne-baba olmak garip bir şey. İlk başlarda sanırdım ki çocuğu emin ellere bırakınca gene eski günlerdeki gibi yapabilirim; gezerim, tozarım, keyfime bakarım. Ama heyhat!!! Annelik tam bir dönüşümmüş meğerse… Kafka’nın böceği misali. Eski günler bir daha dönmemecesine bitiyormuş. Onca istediğim yalnızlığa kavuşsam da aklım devamlı çocuklarda, bir an önce onlara kavuşma isteğiyle, işleri bırakıp yarım yamalak, ya kendimi onları bıraktığım kapıda buluyorum ya da evdeysem arayıp getirin diyorum mesela.

İşte böyle bir şey….

Bir Sigara Rezaleti

Sigaraya üniversite yıllarında başladım. Kaldığım öğrenci yurdunda Tv karşısında, King masalarında yahut sohbet ortamlarında ucuz bir özentilikle yaktım durdum sigaraları peşpeşe. “Aman canım, nasıl olsa istediğim zaman fırlatır atarım!” deyip keyfimi kaçırmadım. Bu budalaca hareket bana sıkı bir sigara bağımlısı olma yolunda iyi mesafe aldırdı. Gün geldi hiç bırakmak istemedim. Ama budalalığım eksilmedi hiç, hala istersem bırakırım, sadece bırakmayı istemiyorum, diye avutuyordum kendimi.
Aradan yıllar yıllar geçti ben sigarasız yapamaz oldum, hiç de bırakmayı düşünmedim. Tam aksine bağımlılığım arttıkça arttı, günde en az 1 paket içer olmuştum. Özellikle sigara ve kahve ikilisi vazgeçilmezim olmuştu.

Bir gün sabah uyanırken nefes alamadığımı farkettiğimde sigaradan kurtulmam gerektiğini anladım. Zaten bir süredir kalkarken çok zorluk çekiyordum, kulaklarım tıkalı, boğazım ağrılı idi. Üstelik etrafımdaki epeyce bir kitle sigarayı bırakmıştı. Bu kişilerin evlerine gitmek işkenceye dönmüştü, sigara içecek kuytu bir köşe aramak sigara keyfi değil olsa olsa sigara işkencesi olmuştu. Gene de direndim Ta ki Selim’e hamile olduğumu öğrenene kadar. Hamile olduğumu öğrendiğim dakika sigarayı tamamen bırakmıştım. Bırakmıştım bırakmasına da hamile olduğumu bilmeden içtiğim sigaraları düşündükçe de kahroluyordum. Zavallı bebeğe epeyce bir sigara leşliği yüklemiştim. Devamlı dualar ettim paket paket içtiğim bunca sigaranın zarar vermemiş olması için bebeğime.

Bu kesinlik hali gene bir başka budalalıkla bozuldu. İlter benim sigarayı bırakmam halinde kendisinin de kısa bir süre sonra bırakacağı yolunda sözler sarfetmişti. Selim 1 yaşına yakınken ve ben hala emziriyorken İlter hala sigarayı bırakmamış, erteleyip duruyordu. Üstüne üstlük “Üstüme baskı kurma, baskıyla geriliyorum, hepten vazgeçemiyorum!” deyip kestirip atıyordu. Ben de bir gün o içerken sigarasından alıp yaktım ve ben de başlıyorum, dedim. Başladım da. Gene aynı rezaletin içine çekilmiştim. Üstelik şimdi durum çok daha zordu. Bu kez evde bebek olduğu için eskisi gibi gönül rahatlığıyla içemiyordum sigaramı. Ancak Selim uyuduğunda kapıları iyice kapatıp, penceleri sonuna kadar açıp, üstelik de Moskova soğuğuna karşı, alelacele pişirilmiş Türk Kahvesi eşliğinde aceleyle içebiliyordum. Eğer Selim uyanmışsa vay halime, bütün sistemim alt üst oluyor. Bu da aksileşmeme neden oluyordu. Veya olur da o gün Selim’in uyku saati şaşmışsa gene aksileştikçe aksileşiyordum sigarayı kaçırdığım için. Bu işin bir iyi tarafı vardı her akşam dışarı çıkıyordum.

Sigara içme işi bence keyifle yapılmalıydı, eziyete dönüşmüşse bırakmalıydı ama öyle olmadı, bu kaçak içme hali uzun süre devam etti. 3 sene kadar. Ta ki Kerim’e hamile olduğumu öğrenene dek. Şimdi bu bırakma halindeyim. Her an özlemini çektiğim bir durumda. İlter hala bırakmış değil. Bu istek bende kahveye yansıdı sanırım. Şimdilerde gün boyu kahve içmek istiyorum, adeta o deli sigara isteğini ve açlığını bastırmak için. Emzirdiğim için onu da yapamıyorum vesselam.

Yaşadığım bu rezaletten çıkardığım şu oldu: Sigaradan kurtulmanın en iyi yolu hiç başlamamakmış. Zira bir kez alışkanlık haline getiren kişi aradan on yıllar geçse de etkisinden kurtulamıyor, her an başlayabilme kapasitesini taşıyormuş içinde. Onun için anne ve baba ne olursa olsun çocuğuna sigaraya başlamaması gerektiğini aşılamalı. Nasıl bilmiyorum ama bir yolunu bulmalı ve yapmalı bunu. En evvela kendisi içmemeli. Kendisi içip zararlarından bahsetme çirkefliğine ve sahteliğine girişmemeli. Şimdilerde Selim’e ısrarla sigaranın zararlarını vurgulamaya çalışıyorum. Babası içtiği için daha çok mesai harcamam gerekiyor, bu yaman çelişkiyi gidermek için. Geçenlerde iyi mi kötü mü yaptım bilmiyorum ama sigara içmemiş birinin gerçekten AK bir ciğerini ve sigara içmiş birinin kapkara, kupkuru ciğerinin fotoğraflarını gösterdim ona. Bir de hastanede gırtlak kanseri ile ilgili afişleri, el broşürlerini okuduk. Dehşete düştü. Şimdi yabancı da olsa sigara içen birini görse dehşetle anlatıyor gördüklerini ve sakın içmeyin diye devamlı uyarılarda bulunuyor. Bir de sigaraya asla başlanmaması gerektiğini anlatıyorum, denenmemesi gerektiğini elbette. İçinde bağımlılık yapan bir madde olduğunu ve bir süre istesen de bırakmanın zor olduğunu anlatıyorum.

İşin itiraf kısmına gelince, tüm bunları anlatırken sigara içmek için yanıp tutuşuyorum aslında. Kahve yanında bir sigara tüttürmenin hazzını seviyorum.. Sigarayla çekilen fotoğraf karelerini seviyorum, film karelerini ve karakterlerini… Coffee & Cigarettes filmini seviyorum. En nihayetinde haykırıyorum; Sigarayı seviyorum uleeeeeeeeeeen!