Tag Archives: Allah’ı sevdirmek

BilimSelim – Pozitif Düşünce Gücü

Selim olumsuz bir durumda ruhen çarçabuk düşme huyu edindi. Son bir yılda oluşmaya başlayan ve giderek artan bir ivmeyle çoğalan, süresi de uzayan bir hal bu. En küçük bir negatiflikte dakikalarca olayın etkisinden çıkmıyor ve devamlı değişik cümlelerle aynı olayı tekrar edip duruyor. Algıları ziyadesiyle açık olduğundan, ufacık bir uyaran onda büyük bir etkiye dönüşebiliyor, ardından da duygusal yanı bu olayı büyüttükçe büyütüyor. Benimse pek hazzetmediğim bir halettir bu. Buradaki bunalımsal yazılarıma aldanmasın kimse, olumsuz düşünce, olumsuz insanlar devamlı kaçtığım ve kaçmak istediklerimdir aslında. Bence bir tür veba gibi sarmalar insanı olumsuz düşünce, olduğu yerden mutlaka kaçmak gerek. Haliyle Selim’i erken yaşta bu halden çıkarmak, çıkarmaya çalışmak en büyük çabam oldu.

Selim’e sık sık tekrarladığım şeyler oldu yaşadıklarını olumlamak konusunda. Mesela iyi düşündükçe başına daha iyi şeylerin geleceğini, şikayetlenmek yerine şükrettikçe ona verilenlerin daha da artacağını, paylaştıkça elindekilerin çoğalacağını, birine iyi bir şeyler yapınca onun başına da iyi şeyler gelebileceğini, hediyeleşmenin ilişkileri güzelleştirdiğini, birine bir şey vereceksek sevdiğimiz bir şeyi vermenin daha makbul olduğunu ve bu sebeple ondan çok daha iyisinin karşısına çıkabileceğini, üstelik çok daha iyi hissedeceğini, hafifleyeceğini (eşyaya bağlılığın azalacağını, eşyanın bize sahiplik yapmasından kurtulması için ilk fişeği yakmış olmak umuduyla)  anlatmaya uğratşım hep örneklerle. Her an bu yönde telkinlerde bulundum, dikkatini hep olumluya çekmeye çalıştım. İlk bilgiyi alırken sesi çıkmadı her zamanki gibi, ancak yaşadıkça ve teori pratikle desteklendikçe, söylediklerimden ayrılmadığını farkettim. Oysa bu söylediklerimin yarısını bile  uygulayamıyordum ben, bu da Deli bir Annenin tezatıydı boğuştuğu gene. Bende mantık ön plana çıkıp kalbimi ezmeye çalışırken, O çocuk saflığıyla hemen kabule geçti söylediklerimi. Ve şaşırtıcı derecede uyguladı bu kuralları. Mesela, oyuncaklarını paylaşmayan çocuk, verdikçe sana daha iyisi verilir, üzerine hediye etmeye başladı birilerine. Bir yerde güzel bir şeyler görünce bunu kuzenlerine hediye etmek için faaliyete geçti hemen. Hatta bunu huy edindi. Oyuncağı kaybolduğunda üzülmek ve surat asmak yerine “Neyse ya, ben güzel düşüneyim, bulurum diyeyim, Allah bana buldurur.” dedi ve her seferinde buldu. Başına iyi bir şey geldikçe, kendi başına bir köşeye çekilip şükretmeye başladı, sessizce ve yalnız. “Allah’ım teşekkür ederim, meleklerine de teşekkür ederim, bugün bana kuzenlerimi yolladığın için.” yahut “Bana oyuncağı gönderdiğin için.” yahut “Bana böyle güzel bir gün geçirttiğin için.” hatta bir keresinde, “Allah’ım çok teşekkür ederim, bana bu güzel anneyi verdiğin için” gibi cümlelerle.

Geçenlerde TRTÇocuk’ta Küçük Hezarfen adlı çizgi filmi izliyordu. Hezarfen sabah olduğunda gözlerini açar açmaz “Bakalım bugün başıma neler gelecek?” dediğinde bana geldi ve “Ne kadar kötü dedi değil mi Anne?” dedi. Ben de neden böyle düşündüğünü sordum  ve  o çocuğun o cümle yerine başka ne diyebileceğini. Hiç duraksamadan; “Çünkü böyle derse kötü şeyler gelebilir başına gerçekten. En azından bugün başıma kötü şeyler gelmez deseydi.” diyerek şaşırttı beni. Selim’in akıl yürütmesi pek iyidir. Bana çekmemiştir o konuda, babasına benzer. Kuru bilgiyi alıp direkt kabullenmez, sorar, sorgular, irdeler, illa ki örneklendirir, örnekleri gün be gün arttırarak somutlaştırır iyice ve kafasına yatarsa kabullenir. Pozitif düşünme ve dua gücünde de şükürler olsun ki hiç ezilmedim. Bazen ya olmazsa, ya kaybettiğini bulamazsa, ya sevdiği şey karşısına çıkmazsa, ya beklediği şey gerçekleşmezse diye içten içe endişelensem de Allah hep yardım etti bize sahiden de. Selim’in saf inancı hatrına eminim. Benimki hep çelişki, hep gel-git yoksa. Ben çoğunlukla inanmak istiyorum, O ise safiyane bir kalple inanıyor anlattığıma, işin sırrı burda.

Advertisements

BilimSelim – Aşk

Selim bir süredir AŞK kelimesine takılmış durumda. Okuldan yahut arkadaşlarından duyduğunu sandığım bu kelimeyi sarf ederken  “Ben bu kelimeyi söylemeye utanıyorum.”, “Anne ben bir kelime var onu söylemekten çekiniyorum, ayıp bir kelime” gibi cümleler kuruyor. Üstelik bu cümleleri söylerken yüzünde tanımlayamadığım yarı muzır bir ifade beliriyor. Her ne kadar bu kelime ayıp bir kelime değil, desem de aynı şekilde cümleler kurmaya devam etti bir süre. Ben de biraz kendince kurcalasın, bilgilerini derlesin toplasın  diye kendi haline bıraktım.  
Aradan bir süre geçti. Selim’le yanyana idik. Keyifle oyun hamurları ile oynuyordu. Yanına oturup havadan sudan konuşmaya başladım onunla. Derken bir şekilde konuştuğum cümlenin içine -aşk- kelimesini yerleştirdim özellikle. Kelimeyi duyunca derhal doğruldu ve gene  o muzır
ifade belirdi yüzünde. Gülümseyerek “A, aşk mı, o kelime ayıp” dedi hemen. Ben de konunun açılmış olmasına sevinerek başladım anlatmaya. “Aşk çok güzel bir kelimedir, şevkle, istekle, heyecanla birini sevmek demektir.” dedim. Hem de hareketli bir sevgidir bu, devamlı gelişir. Her zamanki gibi istifini bozmadan elindekilerle oynamaya devam ediyordu. Dışardan bakıldığında dinlemiyormuş izlenimi veriyordu.  Oysa kelimeleri ezberlercesine dinler aslında başını kaldırmazken. Onun bu halini bildiğimden devam ettim. “En büyük aşk Allah’a olan aşktır. Mesela sana baktığımda Allah’a aşık oluyorum tekrar ve tekrar dedim.  Seni bu kadar güzel, akıllı, sapasağlam yarattığı ve bizlere hediye ettiği  için, deyip öptüm yanaklarından. Hem de ne  hediye, mis kokulu, dünyanın en güzel hediyesi… Şimdi sana bakarken Allah’ın kusursuzluğunu görmem ve  O’na aşık olmamam mümkün mü?” diye devam ettim. Başını kaldırıp şaşkınlıkla baktı bana. Mesela bir bakalım etrafımıza, gökyüzü ne güzel değil mi? O sırada kaldırdı kafasını gökyüzüne baktı, evet dedi gülümseyerek. Peki hiç kafamıza düşmüyor değil mi? Güldü, evet düşmüyor. Çünkü Allah büyük bir sistem kurmuş ve devamlı onları orada bizim için sabit tutuyor dedim.  Ağaçlar ne güzel, rüzgar bak ne tatlı esiyor, yapraklar o esintiyle ne tatlı bir melodi çıkarıyor. Allah herşeyi ne güzel bir sanatla  yaratmış. Günlerdir sıcaktan kavruluyorduk, bak bugün rüzgar nasıl serinletti ortalığı, çünkü herşeyi Allah bizim için yapıyor. Bak hiç farkettin mi, insanların hiçbiri birbirinin aynı değil, dedim. Sen hiç birbirinin tıpa tıp aynı olan insan ya da hayvan ya da bitki gördün mü, diye ekledim. Hayır, dedi. İşte bu yüzden en çok ve en evvela Allah’a aşık olmalı insan. Sen bakma insanların aşk dediklerinde sadece bir kız bir erkek arasındaki aşktan bahsettiklerine. Doğrusu Allah’a olan aşktır evvela. Herşeyi yaradanı bırakıp sadece yarattığı bir şeye aşık olmak ayıptır aslında. Sen hiç derviş kelimesini duydun mu, dedim arkasından. Hayır, deyince devam ettim. Derviş Allah’a aşıktır, bu aşk için herşeyden vazgeçer. Evinden, sevdiklerinden, rahat hayatından… bir iki parça eşyasını alır devamlı gezer. Allah’ı düşünür, baktığı herşeyde yalnızca O’nu görür. Uzun uzun yollar gider, kentler geçer, bu sırada düşünür durur. Doğaya bakar, Allah’ı anar, insanlara bakar Allah’ı anar.. Aşk’ı arar. 
İçinde bilmediği kelimeler geçen bu uzun konuşmadan ve ilgisiz gibi görünen tavırlarına rağmen ben anlayabileceği kadarını alacağını biliyordum. Selim’i tanıyordum çünkü. Derken elindeki hamurları bıraktı, gözlerimin ta içine bakarak sarıldı boynuma ; “Bütün bunları hiç bilmiyordum, bana bu bilgileri verdiğin için çok teşekkür ederim Anne.”